Hüdayi Yolu Mail Kampanyası

Mart 20, 2007 at 10:24 am (Hatirasi Olmali)

E-posta: baskan@ibb.gov.tr
SEN DE BİR MAİL GÖNDER, HÜDAYİ YOLUNA DESTEK VER!
‘ÜÇÜNCÜ YENİ’, HÜDAYİ YOLU MAİL KAMPANYASI BAŞLATTI
“Ölçülü şiir, kurallı cümle” sloganıyla yola çıkan ‘Üçüncü Yeni’ mensupları, Sarayburnu-Üsküdar arasındaki tüp geçide, ‘Hüdayi Yolu’ adı verilmesi için kampanya başlattı. İlk mail Başkan Kadir Topbaş’a.
baskan@ibb.gov.tr

SEN DE BİR MAİL GÖNDER, HÜDAYİ YOLUNA DESTEK VER!
baskan@ibb.gov.tr

İSTANBUL(Habernews-Özel) – Üçüncü Yeni, dil, kültür, sanat ve
edebiyatta öze dönüş hareketi mensupları, kültür mirasımıza sahip
çıkmak adına kolları sıvadı. Üsküdar-Sarayburnu arasında yapılması
planlanan tüp geçide, Hüdâyi Yolu adı verilmesi için, İstanbul
Büyükşehir belediye Başkanı Kadir Topbaş ve diğer yetkililere mail
kampanyası başlattı. İlk maili, Kadir Topbaş’ın (baskan@ibb.gov.tr)
mail adresine göndererek, kampanyayı başlatan Sefa Koyuncu, isteğini şu sözlerle dile getirdi:

“Sayın Başkan, Sarayburnu-Üsküdar arasında yapılması planlanan ve Aziz
Mahmut Hüdâyi hazretlerinin türbesinin yakınından başlayan tüp geçide
Hüdayi Yolu adı verilerek, bu aziz büyüğümüzün adının ve “Hüdayi Yolu”
tarihî hatırasının yaşatılmasını talep ediyorum. Saygılarımla. Sefa
Koyuncu / gazeteci-yazar”.

Üsküdar-Sarayburnu arasındaki yola niçin Hüdâyi Yolu adı verildiğini anlatan ve bu güzergaha yapılacak tüp geçide Hüdâyi yolu adı verilmesinin münâsip olacağını ilk defa, 2006’da gündeme getiren Mummer Erkul, şunları yazdı:

Sultan Ahmed Han, büyük bir cami yaptırmak istiyordu. Kararını verdi
ve yerini tespit ettirdi. Temel atma merasimi için de son derece bağlı
olduğu hocası Aziz Mahmud Hüdâyî ve diğer alimleri davet etti.
Koyunlar kesildi. Temel için ilk kazma Hüdâyî hazretlerine vurduruldu.
Padişah da yoruluncaya kadar temel kazdı… Böyle bir başlangıçtan
yıllar sonra inşaatı biten caminin açılışını yapmak ve Cuma hutbesini
okumak üzere büyük veli davet edildi. Ancak o gün beklenmedik bir şey
oldu.

Önce bardaktan boşanırcasına yağmur başladı. Sonra bir fırtına
patladı; denizde dalgalar büyüdü, yükseldi ve şiddetlendi. Bu şartlar
altında Üsküdar’dan Sarayburnu’na geçmek imkânsız hale gelmişti… Ne
var ki Şeyh hazretleri de geleceğine dair Hünkâra söz vermişti… Bu
sebeple Üsküdar iskelesine inip bir kayık kiraladı ve besmeleyle
bindi. Hocalarının bindiğini gören sadık talebeleri de sandala
atladılar. Ve hep birlikte Sarayburnu istikametine doğru denize
açıldılar…

İşte o zaman beklenmedik bir şey daha oldu:

Allah-ü teala’nın izni ve Hüdâyî hazretlerinin himmeti bereketiyle,
azgın deniz; kayığın önü, arkası ve her iki yanlarına birer kayık boyu
mesafeye gelince duruluyor ve fırtınanın korkunç dalgaları kayığa hiç
tesir etmiyordu!.. Kimselerin denize çıkamadığı o gün Aziz Mahmud
Hüdâyî hazretleriyle yanındakiler karşıya geçip, merak içinde
kendilerini bekleyen Sultan Ahmed Han ile buluştular.

Üsküdar ile Sarayburnu arasındaki bu yola “Hüdayi yolu” dendi…

Bazı kayıkçılar uzun yıllar fırtınadan uzak, selametle gidilen bir
deniz geçidi olarak kabul ettikleri “Hüdâyî yolu”nu, her ihtiyaç
duydukça bulup bulup kullandılar…

Şimdi de hala bu yolun var olduğunu, denizden kolay ve güvenle geçmek
için kullanılabileceğine inanan pek çok kimseler vardır…

***

Bu yol… Yani Aziz Mahmud Hüdâyî hazretlerinin o dualı yolu;

Üsküdar ile Eminönü-Sarayburnu arasında ve deniz kudursa bile tesir
etmediği bir geçittir…

İşte bu yüzden… Şu anda aynı yere… Yani Üsküdar ile Eminönü-Sarayburnu
arasına, suyun altına döşenecek tüplerle yapılmakta olan geçidin
ismine;”HÜDÂYÎ YOLU” denmesi, en münasiptir!..

(NOT: Birkaç yıl sonra “tüp geçit”ten geçmek yerine Aziz Mahmud
hazretlerinin çizerek işaret ettiği “HÜDAYİ YOLU”ndan geçmek
isteyenler; bu ismin yayılması için çaba göstermelidirler…)

SEN DE BİR MAİL GÖNDER, HÜDAYİ YOLUNA DESTEK VER!

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın mail adresi:
baskan@ibb.gov.tr

http://www.habernews.com/haber.asp?haberid=11153

http://www.habernews.com/

http://www.mavizaman.com

SEN DE BİR MAİL GÖNDER, HÜDAYİ YOLUNA DESTEK VER!

E-posta: baskan@ibb.gov.tr

–~–~———~–~—-~————~——-~–~—-~
ÜÇÜNCÜ YENİ: ÖLÇÜLÜ ŞİİR, KURALLI CÜMLE…

Ziyaret edebileceğiniz ve tartışma başlatabileceğiniz grup ana sayfalarımız:

http://groups.google.com/group/KEAG/topics
http://groups.google.com/group/ucuncu-yeni-siiri/topics
http://groups.google.com/group/ucuncu-yeni-nesri/topics
http://groups.google.com/group/anti-monna-rosa/topics
http://groups.google.com.tr/group/sual-cevap/topics

TÜRKİYE’NİN EN ÖZGÜN KÜLTÜR, SANAT VE EDEBİYAT PORTALI…
http://www.mavizaman.com / E-posta: mavizaman@gmail.com

Reklamlar

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

İSİM ÖNEMLİ MİDİR?

Mart 20, 2007 at 10:21 am (Hatirasi Olmali)

Sevgili Edebiyat Dostları,
Şu son on beş, yirmi günden beri başım dönüyor dersem inanır mısınız? Gelenler, gidenler, yazılar ardından sevinçler, hüzünler… Hepsi iç içe öylesine etrafımı sardı ki, başımın dönmemesi mümkün değil. Ama ben, bütün bunların hepsine “ Hayatın cilveleridir. “ gözüyle bakıyorum.
Gelenler, sanki yazı hayatına yeni başlamışçasına kaleme sarılıyor, git- gel yapanlar da ( Ben dahil ) hiç yazmamışlar gibi geçmişin acısını çıkartmaya çalışıyorlar. Bütün bunlar hem sitemiz, hem de kültür ve sanat dünyamız için sevindirici gelişmeler.
Hele hele bunların içinde günlerce gündem oluşturmaya çalışan biri var ki, söz etmeden geçemeyeceğim: Muammer Erkul…
Lütfen kendisi de, okurlarım da kendisini ilk defa bu sitede tanıdım diye bana gücenmesinler. Çünkü, basının boyalı hale geldiği günlerden beri, gazetelerin pek takipçisi olmadığımdan sadece ismi aşina olarak kalmış kulaklarımda. Ama bundan sonra, kendisi dostlarım arasında müstesna yerini alacak.
Kendisi bana lütfetti, bundan önceki yazımın altına şöyle bir yorum ekledi:
” SIRADAKİ YAZININ KONUSU?..
Murat Başaran ile aşağıdaki yazışmanızı okuduktan sonra, bana sanki öyle geliyor ki; yeni yazınız HÜDAYİ YOLU ismiyle çıkacak ortaya… Hayırlısı bakalım, bekleriz biz de!.. Muhabbetle. Muammer ”
Ben de daha önceden planlayıp da, daha sonraki günlerde “ Aziz Mahmud Hüdâyî “ için yazdıklarımı öne aldım. Şimdi gelelim konumuza:
Bakın, Aziz Mahmud Hüdâyî hakkında bilgi/bilgilere ulaşmak isterseniz; gerek kitaplardan, gerekse internet ortamından bulup öğrenirsiniz. Benim amacım burada sizi bilgilere boğmak değil. Gerekirse edebiyat eğitimini almış bir kişi olarak, ilerideki yazılarımda bunu da yaparım.
Burada size başlığımda da belirtmiş olduğum gibi “ İsim Önemli midir ? “ sorusuna cevap vermek. Evet, önemlidir.
Şayet beni bir “ Divan Yolu “ ismi, Osmanlı’nın o muhteşem günlerine götürüyorsa, “ Süleymaniye Camii “ Kanuni Sultan Süleyman’ a, Erzurum’daki “ Çifte Minare “ Selçuklular’da bir seyahat yaptırıyorsa, isim son derece önemlidir.
Bakın bu misalleri, kendi yaşadığım yerden de vereyim: İlk, orta ve lise öğrenimini gördüğüm Balıkesir’in Havran ilçesinde yetişmiş iki mümtaz sima vardır. Bunlardan biri Çanakkale kahramanı Kocaseyit, diğeri günümüz şairlerinden merhum Halil Soyuer’dir.
Çanakkale’de kahramanlıklar göstermiş Kocaseyit’in köyünün ismi önceleri “ Çamlık “ tı. Şimdi ise bu kahramana atfen “ Kocaseyit Köyü “ ismi verildi. Yine Havran’da bir caddeye de “ Halil Soyuer Caddesi “ ismi verildi. Şu anda bu iki mümtaz şahsiyet de canlı canlı yaşatılıyor.
Bütün bu verdiğim misallerden sonra olumlu/olumsuz ne düşünülürse düşünülsün Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri’nin kerametinin gerçekleştiği yola da “ Hüdâyî Yolu “ denmesi, konulacak isimlerin en münasibi olur.
Yazımı bu gönül ehlinin güzel, güzel olduğu kadar da etkileyici mısralarıyla bitirmek istiyorum:
“ Alan sensin, veren sensin, kılan sen
Ne verdinse odur dahi nemiz var
Hakikat üzre anlayup bilen sen
Ne verdinse odur dahi nemiz var. “
16.03.2007

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Yahya Kemal’de İstanbul Tutkusu

Mart 20, 2007 at 10:20 am (Hatirasi Olmali)

İnsanın içinde yeşerttiği öylesine hisler vardır ki, gelip geçicidir. Saman alevi gibi yanıp söner; ama öylesine hisler vardır ki, gün geçtikçe içindeki hislerinin alevi gittikçe artar ve vazgeçilmez duygular haline gelir. Kısacası tutkuya dönüşür.
Bu tutku, kimi zaman bir insana, kimi zamanda etrafımızda gördüğümüz nesnelerin güzelliklerine olur. Ağaç tutkusu, çiçek tutkusu, deniz tutkusu, okuma tutkusu, yazma tutkusu vs. Ama bütün bunların ötesinde şehir tutkusu vardır ki; o şehri cansız bir madde olmaktan çıkarır, canlı canlı güzellikler önümüze serer.
İşte edebiyatımızın mümtaz simalarından olan Yahya Kemal’in eserlerine baktığımızda İstanbul tutkusunun doruğa ulaşmış olduğunu görürüz. Her ne kadar İstanbul’u gören gözlerde bu şehir derin izler bıraksa da, Yahya Kemal’deki vurgunluk bir başka türlüdür. İsterseniz bunu hoş bir anekdotla, sizlere misallendirmeye çalışayım:
“ Ankara başkent olduktan sonra kimi şairler, özellikle milletvekili seçilenler bu şehre övgüler düzmeye başlar. Behçet Kemal Çağlar Ankara’ya güzellemeler yazar. Ne var ki, bunu İstanbul şairi Yahya kemal Beyatlı’dan da bekleyenler vardır. Aziz İstanbul’un tavizsiz şairi Ankara için şiir yazmaz. Bir gün sorarlar: “ üstad, Ankara’nın hiç mi iyi bir tarafı yok? “ “ Var “ diye cevap verir koca şair. “ Nesi? “ diye merak edilmesi üzerine de, “ İstanbul’a dönmesi” karşılığını verir. “ ( 1)
Onun için Yahya Kemal’siz bir İstanbul’u tasavvur edemeyiz. Gerçi, edebiyatımızda İstanbul üzerine söylenilenler pek çoktur. Ancak Yahya Kemal’deki İstanbul, bambaşka bir güzelliktedir. Aşağıdaki mısralara baktığımızda bunu daha iyi anlarız:
“ Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer,
Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfince kurul!
Sâde bir semtini sevmek bile bir ömre değer. “ (2 )
İşte Yahya Kemalde İstanbul, böylesine bir doruktadır. İstanbul’a tepeden bakıp bütün güzelliklerini görür ve şiirlerinde ses ve musikiyle birlikte hislerini sağanak sağanak dile getirir. Nitekim üzerinde Yahya Kemal’in etkileri görülen değerli edebiyat Tarihçimiz Ahmet Hamdi Tanpınar da, Yahya kemal’in İstanbul’a olan vurgunluğunu şöyle teyid eder:
“ Evet, İstanbul’u ve bütün vatanı, tarihimizle, halkımızla ızdırap ve neşemizle bizi birçok o kadar üstün yapan macera ve tecrübelerden miras hayat ve dünya görüşümüzle, kendimizi hep onun sesinde duyduk. “ ( 2 ) diyor ve devamla:
“ Nedim, bu İstanbullu şairlerin başında gelir. O hastalığını, sefaletini, hiddetini, ruh tezatlarını İstanbul’a geçirmemiştir. Fakat neş’esi etrafımızda hâlâ yaşamaktadır. Nedim’i hatırlamadan eski İstanbul’u, mevsimlerini, eski bayramları, şehirli hayatını, İstanbul güzelini hatırlamak pek az mümkündür. Bâkî ondan çok evvel, Yahya Efendi Bâkî’ den az sonra, başka tarzda olsalar bile, Cafer Çelebi ve Ataî hep İstanbullu şairlerdir.
Şeyh Galip, bu mirası az çok değiştirmiş, yaşadığı şehri yeni denebilecek bir hayal dünyası arasından görmeye çalışmış, hiç olmazsa Boğaziçi mehtabını yeni bir iklim gibi bulmuştur.
Bütün bu şairlerin İstanbul’ u çok sevdikleri ve bize parça parça verdikleri muhakkaktır. Yalnız şu nokta vardır ki, hepsi az çok şehir çocuğu olarak bunu yapmışlardır.
Yahya Kemal’in onlardan farkı, İstanbul’un şairi olmasıdır. O yaşanan bir medeniyetin hazır çerçevesinden değil, bir ferdiyetin adesesinden, bir dâüssılaya benzeyen sevgiden ve bir tefekkürün arasından İstanbul’u gördü ve teganni etti. Belki daha ileri gitti; bu şehrin güzelliklerinde sanatının nizamını aradı. “ ( 3 )
O, sadece İstanbul’un güzelliklerine tepeden bakmakla kalmaz, her bir semti büyük bir vurgunlukla içten içe anlatır. Ve onda, İstanbul’dan hareketle bir Anadolu ve Osmanlı resmini çizersiniz. Ondaki rintlik, sizi İstanbul diyarlarından alır, bambaşka diyarların manevi ikliminde dolaştırır. Nitekim “ Süleymaniye’de Bayram Sabahı “ isimli şiirinde bu hususiyeti çok açık bir şekilde görürsünüz:
“ Ulu mâbet! Seni ancak bu sabah anlıyorum:
Ben de bir vârisin olmakla bugün mağrûrum:
Bir zaman hendeseden âbide zannettimdi;
Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi,
Senelerden beri rü’yada görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim. “ ( 4 )
Peki Yahya Kemal’in tutkunluğu sadece Süleymaniye’yle sınırlıdır? Hayır. Onda Üsküdar da coşkun bir sel gibidir:
“ Üsküdar, bir ulu rü’yayı görenler şehri!
Seni gıptayla hatırlar vatanın her şehri. “ ( 5 )
Bütün bunların yanı sıra Kocamustafapaşa, Kandilli, İstinye, Maltepe, Fenerbahçe hep doruklarda dile getiriliyordu.
Yazıma yine onun İstanbul’a olan tutkusunu anlatan bir başka şiiriyle son vermek istiyorum:
“ Gurbetten, uzun yolculuk etmiş, dönüyordum.
İstanbul ufuktaydı…
Doğrulduğumuz ufka giderken…
Sevdâlı yüzüşlerle, yunuslar
Yol gösteriyordu.

İstanbul ufuktan.
Simasını göstermeden önce,
Kalbimde göründü… “ ( 6 )
1.Edebiyatımızın Güler Yüzü- Mehmet Nuri Yardım.
2.Kendi gök kubbemiz- Yahya Kemal
3.Edebiyat Üzerine Makaleler- Ahmet Hamdi Tanpınar
4.age
5.Kendi gök kubbemiz- Yahya Kemal
6.age
7.age
Not: Yukarıdaki yazı, Bizim Külliye Dergisi’ndeki yazımdan alınmıştır.
15.03.2007

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Hüdâyî yolu

Mart 20, 2007 at 10:14 am (Muammer Erkul)

HÜDAYİ YOLU / Muammer Erkul

(Okuyacağınız yazıdaki konu, acaba Hüdâyî hazretlerinin kerametinin bugüne bir işareti, günümüzdeki tezahürü müdür?)
……….
Büyük veli Aziz Mahmud Hüdâyî hazretleri 1541 yılında Şereflikoçhisar’da doğdu. Babası Fadlullah bin Mahmud’dur. Çocukluğu Sivrihisar’da geçti. İstanbul’a gelip, Küçük Ayasofya Medresesi’nde ilmine devam etti. Çok zekiydi, kısa zamanda tefsir, fıkıh, hadis ve zamanın fen ilimlerinde hızla ilerledi. Hocasıyla birlikte önce Edirne’ye sonra da Şam ve Mısır’a gitti. Yine birlikte Bursa’ya geldiler. Burada üç sene müderrislik yaptı. Hocası vefat edince, onun yerine Bursa’ya kadı oldu.

Akıl ile çözülemez bir dava, onun Eskici Mehmet Dede ve ardından da Üftade Hazretleri’yle tanışmasına sebep oldu. Derinleri gördü, gördüklerine gönül verdi… Öyle bir geçiş ile geçti ki dünyadan; nefsini kırmak için kadılık kaftanıyla sokaklarda ciğer satmaya başladı… Halk onun deli olduğuna hükmederken o kıyamete kadar unutulmayacak bir veli olma yolunda ilerliyordu…

İnsanlara hak yolu anlatmak göreviyle gönderildiği Sivrihisar’dan altı ay sonra geri döndüğünde, çok yaşlanmış olan hocası Muhammed Üftade Hazretlerinin hizmetini görmeye başladı. İşte böyle bir memnuniyet anında, hocasından: “Oğlum! Padişahlar peşin sıra yürüsün” duasını aldı…

Aynı sene hocası vefat edince Trakya’ya gitti. Sonra İstanbul’a geldi. Verdiği derslerin tesiriyle çevresi genişledi. Üsküdar’da bir arazi satın alarak kendi dergâhını inşa etti. En fakirinden en zenginine, devlet memurlarından sadrazamlara kadar sayısız talebelerini yetiştirmek için çok gayret etti. Aynı devirde yaşadıkları padişahlar; Üçüncü Murad Han, Üçüncü Mehmed Han, Birinci Ahmed Han, İkinci Osman Han ve Dördüncü Murad Han’lar da kendisine son derece saygı-sevgi gösterip, sohbetlerini dinlerlerdi.

***

Sultan Ahmed Han, büyük bir cami yaptırmak istiyordu. Kararını verdi ve yerini tespit ettirdi. Temel atma merasimi için de son derece bağlı olduğu hocası Aziz Mahmud Hüdâyî ve diğer alimleri davet etti. Koyunlar kesildi. Temel için ilk kazma Hüdâyî hazretlerine vurduruldu. Padişah da yoruluncaya kadar temel kazdı… Böyle bir başlangıçtan yıllar sonra inşaatı biten caminin açılışını yapmak ve Cuma hutbesini okumak üzere büyük veli davet edildi.

Ancak o gün beklenmedik bir şey oldu.

Önce bardaktan boşanırcasına yağmur başladı. Sonra bir fırtına patladı; denizde dalgalar büyüdü, yükseldi ve şiddetlendi. Bu şartlar altında Üsküdar’dan Sarayburnu’na geçmek imkânsız hale gelmişti… Ne var ki Şeyh hazretleri de geleceğine dair Hünkâra söz vermişti… Bu sebeple Üsküdar iskelesine inip bir kayık kiraladı ve besmeleyle bindi. Hocalarının bindiğini gören sadık talebeleri de sandala atladılar. Ve hep birlikte Sarayburnu istikametine doğru denize açıldılar…

İşte o zaman beklenmedik bir şey daha oldu:

Allah-ü teala’nın izni ve Hüdâyî hazretlerinin himmeti bereketiyle, azgın deniz; kayığın önü, arkası ve her iki yanlarına birer kayık boyu mesafeye gelince duruluyor ve fırtınanın korkunç dalgaları kayığa hiç tesir etmiyordu!.. Kimselerin denize çıkamadığı o gün Aziz Mahmud Hüdâyî hazretleriyle yanındakiler karşıya geçip, merak içinde kendilerini bekleyen Sultan Ahmed Han ile buluştular.

Üsküdar ile Sarayburnu arasındaki bu yola “Hüdayi yolu” dendi…

Bazı kayıkçılar uzun yıllar fırtınadan uzak, selametle gidilen bir deniz geçidi olarak kabul ettikleri “Hüdâyî yolu”nu, her ihtiyaç duydukça bulup bulup kullandılar…

Şimdi de hala bu yolun var olduğunu, denizden kolay ve güvenle geçmek için kullanılabileceğine inanan pek çok kimseler vardır…

***

Bu yol… Yani Aziz Mahmud Hüdâyî hazretlerinin o dualı yolu;

Üsküdar ile Eminönü-Sarayburnu arasında ve deniz kudursa bile tesir etmediği bir geçittir…

İşte bu yüzden… Şu anda aynı yere… Yani Üsküdar ile Eminönü-Sarayburnu arasına, suyun altına döşenecek tüplerle yapılmakta olan geçidin ismine;
“HÜDÂYÎ YOLU” denmesi, en münasiptir!..

…..…………

(NOT: Birkaç yıl sonra “tüp geçit”ten geçmek yerine Aziz Mahmud hazretlerinin çizerek işaret ettiği “HÜDAYİ YOLU”ndan geçmek isteyenler; bu ismin yayılması için çaba göstermelidirler…)

————————————————
İLAVE: Yukarıda okuduğunuz yazı 27 Temmuz 2006 Perşembe günü Türkiye Gazetesi’ndeki Stop isimli köşemizde yayınlanmıştı. O günden beri her yerde söylemekteyiz ki; yazının sonundaki not mühimdir. Yazarının ismini koyarak veya koymadan, her isteyen her istediği yerde ve her istediği sayıda bu yazıyı okuyabilir, yazabilir, kullanabilir, hatta el ilanı olarak kendi ismiyle bile olsa basıp çoğaltabilir, dağıtabilir ve insanlara duyurabilir… BİLİNMELİDİR: Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerinin 9 Haziran 1617 günü öğleden evvel sandalıyla denize çizdiği ve uzun yıllar hatırlanılmış, kullanılmış olan Hüdayi Yolu’na günümüzde yapılmakta olan geçidin adı HÜDAYİ YOLU olmalıdır!.. Bu manevi çizgi, Hazretin günümüze kadar uzanan açık bir kerametidir: Bugünkü tüp geçitlerin yapılacağı hattı çizip göstermiştir! Hiçbir isim, buraya HÜDAYİ YOLU isminden daha münasip değildir…

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Korumalı:

Mart 20, 2007 at 10:11 am (Maillerim)

Bu içerik parola ile korunmaktadır. Görmek için lütfen aşağı parolanızı girin:

Kalıcı Bağlantı Yorumları görmek için parolanızı girin.

Korumalı:

Mart 20, 2007 at 10:01 am (Maillerim)

Bu içerik parola ile korunmaktadır. Görmek için lütfen aşağı parolanızı girin:

Kalıcı Bağlantı Yorumları görmek için parolanızı girin.